RSS

Zaruri Bir Açıklama

Biliyorsunuz Blogspot bir süreliğine yasaktı nihayet bu yasak kalktı bu yüzden hali hazırda buraya yüklemediğim ve zaruret olmazsa yüklemeyeceğim yazılarla http://kulturtava.blogspot.com/ adresindeyim.

 
Leave a comment

Posted by Nisan 22, 2011 in Hacivat

 

16.00

Kaçıyorsun sen de herkes gibi, sadece bir tarafın olduğu için sana böyle gelmiyor. Yoksa senin içinde bulunduğun o anların her saniyesi birbirine neden geçirildiğini düşünüyorsun belki sen bile içinde var olmayacak kadar bir yoklukla nefesleniyorsundur. Kim bir anlamsız hayatın içinde kaldığını kabul eder, kim içinde o ansızın oluşan gerçeği yaşatabilir. Her şey serttir sert, olmadan var olmayacak bir değerin mi var?

Birbirimiz arasında karar vermek zorunda kalabilir miyim? Ansızın bitirilecek bir zamanın gerçeği. Oh hayır, belki bir müddet daha senin için ama daha sonrası aslında başında olduğun o kabul edilemez anların kızgınlığını katıyor üzerime.

 
3 Comments

Posted by Nisan 7, 2011 in Hacivat

 

Sesim Kışa Benziyor Bu Sene

Sesim kışa benziyor bu sene “zor geçecek”

Bu bir “aşk” filmi mi? diye sorsalar uzun uzun bakar ve kısık bir sesle yani derdim.

Belki de aşk geçmişi sevmek için geleceğe teslim olmak demek kadar kısa olduğu için.

Çünkü ne zaman adım atacak olsam bir bacağım diğerini geriden takip eder ve ne zaman her ikisini birden hareket ettirmek istesem ona herkes aşk bense düşme derim. Hiroşima sevgilim o başladığımız sahneyi söyle anıyorum şimdi.

“Sen hiçbir şey görmedin”

 
Leave a comment

Posted by Nisan 7, 2011 in Hacivat

 

Geçiyoruz Yavaş Şehirlerden

Yavaş şehirlerden geçiyoruz birer birer, uzun boylu zamandan ağaçları andıran bir ağartı var üzerimizde. Bak, yine gece birikiyor ve ölüm hayranlığında soğukla kaynaşan etlerimizin gürültüsü seslerimiz değişiyoruz bize, biliyorum yıllar da zamanla boğulur. Bir kesikten kendine bakan tanrının gözlerinde en çok, yavaş şehirlerden geçiyoruz birer birer…

 
Leave a comment

Posted by Nisan 7, 2011 in Hacivat

 

16.16

Biraz heves karışıyor kanıma, eski bir filmin içinde duruyor gibiyim en çok o büyük makaralara sarılı bedenim dönüyor ışığa doğru kare kare ve bölünüyorum gitgide.

Anlıyor musun?

Bir filmin içine hapsolmuş bir öykü sadece.  Arkamdan gelen seslerin kıpırdattığı ağzım hazırlanmış metinlerdeki duygularım karışmış renklerin uslanmaz hareketlerine benziyor. Konuşmuyorum bu yalnızca bir tekrar, ileri ve geri…

 

 

 
Leave a comment

Posted by Nisan 1, 2011 in Hacivat

 

İçinden tren Geçen Şehir

İçinden tren geçen şehirleri sevdiğim gibi seviyorum seni, o alabildiğine uzanan rayların döşendiği içime her an geldiğini bilmek…

ve bilmek.

Kulağımı dayadığım göğsünden dinlemek,

trenleri, sesleri,

tereddüt edercesine bir ileri bir geri giden ayaklarımızın kavgalarıyla hızlı adımlarla

içinden geçiyorum geceleri usulca

ve

içine iniyorum her gece belli belirsiz bir bavulla.

 
Leave a comment

Posted by Mart 8, 2011 in Hacivat

 

01.35

Sabahın ilk saatleri olmalıydı, olmalıydı diyorum çünkü benim için zaman onun ta kendisiydi. En azından bir süredir benim için zamanın kendisiydi diyebilirsiniz. Ona da sorsanız bundan farksız tarif eder miydi zamanı; az çok biliyorum.

En fazla kalıntılı bir sözcük söylemesi gerektiğini düşünür gözlerinin ucuna takındığı o gölgelerden sıyrılmayı beklediği bir sesliliğe bürünürdü. Eski zamane romanlarındaki ihtişamlı geçmişi hatırlatan avare bile olsa canlı tasvirlerin ardından şimdilerde daha sade bir tanımlama ile sıradan bir sabah olmalıydı denilebilir enikonu. Ucunda azıcık bir ışık huzmesinin görülebildiği geçmişinin ardında duran soluk soluğa gençliği.

Gençken değil mi nasılda bilinmez bir bekleyişin esiri olabiliyor insan en azından kapının aralıklarından içeriye giren o ışığın benzediği parmaklıklı gölgelerin tutsaklığını arttıran bir ışık yaşanmışlık, yaşanmışlık diyorum evet en azından onun aksine buna bundan başka bir rüya diyerek varlık iddia edebilir. Çaresizliği, çaresizliğini ya da daha fazla kurcalamak istenmeyecek bir saat kıvamında durdurabilmeli insan. Bir çok şey’in bir araya getirildiği anların toplanıldığı anlar.

Saat bir nevi kendisi dururken ilerleyen tek şeydir. Durup durup ilerlediğinin kontrol edilmesine müsaade ettiği tek şey. Şimdi bana baktığı zaman gördüğü şey gibi. Evet, bana saat gibi göründüğümü söyledi, nasıl bir saat bile diyemedim. Neden saat dediğim de ise; Neden olmasın, ne de olsa zamanı sana bakarak anlıyorum diye geçiştirdiği bir mırıltı.

Yanlış duymadınız evet mırıltı,sadece belli belirsiz bir ses ya da.

 
Leave a comment

Posted by Mart 1, 2011 in Hacivat

 

19.09

Kaç kişiyi taşıyabilir insan bir, iki, üç, kaç yük ağır gelir, kaç müzik kaç hayat. Sonsuz bir yükle yürüyorum. Oyunun sonuna geldik. Bitti. Dayanılmaz benzerliklere katlanılan filmlerdeyiz artık birbirimize benzedik, benzedikçe susuyoruz daha da sessizlik. Hiçbir şey istemiyorum senden, kendimden gitmek bile yorucu bir istek. Kalakaldım çakıldım ağacın acısı gibi duruyor içimde. Kendine tutsak edilmiş, yazın baharla sevinecek sonbaharın hüznünde yok olacak hareketsiz. Yeniden bölünmeyi ne çok isterdim, sokakların arasında kıvrılıp akmayı taşlara değerek yürümeyi, ıslanmayı güneşin doğuşuna tanıklık edip onu uğurlamayı. Ama artık çok geç. Her şey için. Zamanı saçlarıma benzetiyorum yavaş yavaş uzuyorlar aralarında gün beyazlıkları hafif ve parlak. Gece olacak birazdan tam zamanında karanlık içindeyim, geceyim, geçeyim.
 
Leave a comment

Posted by Mart 1, 2011 in Uncategorized

 

>Et Quand Bien Même

>

 
Leave a comment

Posted by Şubat 25, 2011 in Jane Birkin, Muzik

 

>01.35

>Sabahın ilk saatleri olmalıydı, olmalıydı diyorum çünkü benim için zaman onun ta kendisiydi. En azından bir süredir benim için zamanın kendisiydi diyebilirsiniz. Ona da sorsanız bundan farksız tarif eder miydi zamanı; az çok biliyorum.

En fazla kalıntılı bir sözcük söylemesi gerektiğini düşünür gözlerinin ucuna takındığı o gölgelerden sıyrılmayı beklediği bir sesliliğe bürünürdü. Eski zamane romanlarındaki ihtişamlı geçmişi hatırlatan avare bile olsa canlı tasvirlerin ardından şimdilerde daha sade bir tanımlama ile sıradan bir sabah olmalıydı denilebilir enikonu. Ucunda azıcık bir ışık huzmesinin görülebildiği geçmişinin ardında duran soluk soluğa gençliği.

Gençken değil mi nasılda bilinmez bir bekleyişin esiri olabiliyor insan en azından kapının aralıklarından içeriye giren o ışığın benzediği parmaklıklı gölgelerin tutsaklığını arttıran bir ışık yaşanmışlık, yaşanmışlık diyorum evet en azından onun aksine buna bundan başka bir rüya diyerek varlık iddia edebilir. Çaresizliği, çaresizliğini ya da daha fazla kurcalamak istenmeyecek bir saat kıvamında durdurabilmeli insan. Bir çok şey’in bir araya getirildiği anların toplanıldığı anlar.

Saat bir nevi kendisi dururken ilerleyen tek şeydir. Durup durup ilerlediğinin kontrol edilmesine müsaade ettiği tek şey. Şimdi bana baktığı zaman gördüğü şey gibi. Evet, bana saat gibi göründüğümü söyledi, nasıl bir saat bile diyemedim. Neden saat dediğim de ise; Neden olmasın, ne de olsa zamanı sana bakarak anlıyorum diye geçiştirdiği bir mırıltı.

Yanlış duymadınız evet mırıltı,sadece belli belirsiz bir ses ya da.

 
Leave a comment

Posted by Şubat 22, 2011 in Hacivat, Mırıltı

 

>19.09

>Kaç kişiyi taşıyabilir insan bir, iki, üç, kaç yük ağır gelir, kaç müzik kaç hayat. Sonsuz bir yükle yürüyorum. Oyunun sonuna geldik. Bitti. Dayanılmaz benzerliklere katlanılan filmlerdeyiz artık birbirimize benzedik, benzedikçe susuyoruz daha da sessizlik. Hiçbir şey istemiyorum senden, kendimden gitmek bile yorucu bir istek. Kalakaldım çakıldım ağacın acısı gibi duruyor içimde. Kendine tutsak edilmiş, yazın baharla sevinecek sonbaharın hüznünde yok olacak hareketsiz. Yeniden bölünmeyi ne çok isterdim, sokakların arasında kıvrılıp akmayı taşlara değerek yürümeyi, ıslanmayı güneşin doğuşuna tanıklık edip onu uğurlamayı. Ama artık çok geç. Her şey için. Zamanı saçlarıma benzetiyorum yavaş yavaş uzuyorlar aralarında gün beyazlıkları hafif ve parlak. Gece olacak birazdan tam zamanında karanlık içindeyim, geceyim, geçeyim.

 
3 Comments

Posted by Şubat 12, 2011 in Gün, Hacivat

 

>Prosefxes

>

 
Leave a comment

Posted by Şubat 12, 2011 in Muzik, Psarantonis

 

>Eleni

>eldivenleri ertele, ellerin kar görsün
korkma buralarda ısırgan büyümez şubat ortası
şimdi n’oluyor sen gidiyorsun, yoksun, seni eksiksemeyi
bırakıyorum bir kenara
ellerini bıraktığımı sanma söyle hangi gün bıraktım
seni sevmeyi bıraktım mı bir köpek gibi ölürüm çünkü
çöp kutularının dibinde gelincik arayan toza bulalı
bir köpek gibi
ardından yalnızlık vurdu başıma bir Rum güzeliyle yattım
uçurumu sarışın, manastırı sarışın, adı Eleni
Eleni büyük bir rakı gibi, içtin mi şaşırtıyor
Eleni Kızkulesi
Eleni kiralık katil
Eleni çalar saat
sonra yok daha neler Eleni
yapma Eleni yeter
yeter dedim Eleni görmüyor musun şiir yazıyorum
ne zaman geldin sen ayak seslerini duymadım
istersen git odalara bir bak sana alışsınlar
dünya hali bu
ucunda kalmak da var bir gün tek başına
tek başına Eleni
çoğulluğu kim bombardıman etti
kim Eleni

 
1 Comment

Posted by Şubat 12, 2011 in Akgün Akova, Siir

 

>Saat

>Saat durmuştu, uzun uzun bunu düşünüyordum. Tek, tek. Akrebi yelkovanı. Ne geçmişti bilmiyorum, bilmek istemediğim zamanlardır diyor düşünmüyordum, düşünsem biliyordum seni de sıkıştırırdım araya, seni de düşünür özlerdim. Bilmiyorum ne kadar özlerdim; çok herhalde.

Kötü.

Sevmiyorum çoğalan şeyleri, ben. çoğaldığım zaman bölünüyorum, bir bir uzanıyorum soğuk kaldırımlara ve üzerimde kızgın ayakların sızıları. Düşündükçe canımı acıtacak bir şey yazıyorum. Kim bilir bir zaman sonra aslında kaçtığım şeylerin aslında kaçmamam gerekenler olduğunu bileceğimi, kim bilir zamanın içinde akanın ben, benden olduğunu. Kırk anlam çıkıyor içimden kötü kitapların altına sıkışmış paragraflar gibi, duruyorum bir zaman sonra, bir işe yaramayan boktan insanları seveceğim…kesintisiz ölmek bu, sonsuz evvelinde ve ahirinde. Saat durmuştu uzun uzun düşündüm bunu. seni, saati, zamanı, nefes almıyor bunu istemiyordum, bunu da düşünmüş olmalıyım. İçimden ne çıkacağını göreceğim zaman durmuştu, ne varsa içimde ya da içimden kim varsa…

 
1 Comment

Posted by Şubat 5, 2011 in Hacivat, Kum Saati

 

>Beyhude

 
2 Comments

Posted by Ocak 17, 2011 in Hümeyra, Muzik

 
 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.